bulunduğun yer: Anasayfa Makaleler Türkiye Kosova ilişkileri


tw
fb rss

Kosova Priştineliler Kültür ve Dayanışma Derneği

Kosova Priştineliler Derneği
 

Türkiye Kosova ilişkileri

E-posta

Türkiye, Balkanlar ve özelde Kosova coğrafyasında en fazla çaba sarf etmesi gereken ülkedir. Osmanlı Devleti'nin beş asırdan daha uzun bir süre hüküm sürdüğü Kosova, tarihi, kültürel ve ailevi bağlar anlamında Türkiye ve Türk halkı ile birçok şeyi paylaşan yegâne ülkedir. Noel Malcolm'um da ifade ettiği gibi "Osmanlı hâkimiyetinde geçen yüzyıllarda Kosova'da ayrı bir Türk topluluğundan söz etmek mümkün değildir. Tam anlamıyla Osmanlılaşmış bir Arnavut, hem Arnavut sayılırdır hem de Türk." Bu cümlenin ne anlama geldiğini ifade etmek için aslen Pec yakınlarındaki Shushica köyünden olup, İstanbul'da öğretmenlik yapan bir Arnavut köylüsünün oğlu olan Mehmet Akif'ten daha iyi bir misal olamaz. İstanbul'da doğup, yetişen ve 1921'de İstiklal Marşı'nı yazan bir Arnavut'u, Türk şairi kabul etmemiz, ırki anlamda iki farklı halkın, nasıl bir millet haline geldiğimizin en somut ifadesidir.

Bugün bile Türkiye nüfusunun kayda değer bir kısmını Balkan coğrafyasından gelen Müslüman ve Türk unsurlardan oluşturmaktadır. Ancak Türkiye, Osmanlı Devleti'nin bölgeden çekilmek zorunda bırakıldığı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu dönemden itibaren uluslararası arenada kendine omuz verecek ve daha güçlü kılacak Balkan Müslümanlarına gerekli hassasiyeti göstermemiştir. Balkan Müslümanlarının uğradığı haksızlıklar ve kimi zaman katliam boyutlarına ulaşan baskı ve zulümler karşısında topraklarını açmak dışında kayda değer bir varlık göstermemiştir. Birinci Dünya Savaşı ve öncesinde yaşanan göçlere ilaveten, 1938 ve 1953 yıllarındaki göç anlaşmalarıyla Yugoslavya'dan Türkiye'ye doğru yaşanan yoğun göçler bu durumun en önemli örnekleridir. Aslında Türkiye ile Balkan Müslümanları ve özelde Kosova Müslümanları arasındaki ilişkiyi en iyi özetleyen cümle bir şarkı sözüdür: "Bir soluk kadar yakın bir yıldız kadar uzak"

Türkiye, Kosova'da çatışmaların başladığı dönemde bazı önemli girişimlerde bulunmakla birlikte, Kosova sorunu konusunda beklenilen derecede etken bir rol oynayamadı. Dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Kosova'da sıcak olayların başladığı günlerde Belgrat'ı ziyaret ederek Sırp yetkililerle görüştüğü halde, Kosova'yı ziyaret etmekten ve Kosova sorunuyla ilgili aktif bir siyaset ortaya koymaktan çekinmiştir. Türkiye'nin bu pasif tutumu, Kosova halkı kadar, Türk halkı tarafından da eleştirilmişti. Türkiye, diplomatik alanda gösteremediği aktif tutumu askeri alanda NATO'nun Kosova'ya yaptığı hava operasyonlarının ardından, Amerika yanlısı politikaların temsilcisi olarak NATO misyonu içinde yer alarak dengelemeye çalıştı.

Türkiye'nin katkıları

Türkiye, aynı zamanda, Kosova, Arnavutluk ve Makedonya'ya gönderilen insani yardım malzemeleri ile de bu ülkeyi destekledi. Elbasan'daki Elbistan mülteci kampına (Arnavutluk) 4 bin 50 kişilik ve Üsküp'teki Boyana mülteci kampına (Makedonya) 5 bin 400 kişilik sıcak yemek sunulan tek mülteci kamplarıydı. Makedonya'nın Kumanova kentinde 9 Haziran 1999 tarihinde imzalanan ve çatışmaları sona erdiren Askeri Teknik Anlaşma'ya kadar, Arnavutluk'ta bulunan mülteciler için 46 tır insani yardım gönderilmişti. Ayrıca beş uçak ile Arnavutluk'a, iki uçak ile de Makedonya'ya insani yardım malzemeleri ulaştırılmıştı. Bunlar dışında Türkiye, Kosovalı mültecileri ülkeye davet etmiş ve daha önce de Boşnak mültecilerin kullandığı kamplarda barındırmıştı.

Türkiye hali hazırda, KFOR ve EULEX bünyesinde askeri birlik, sivil polis ve uzmanlar görevlendirerek, Kosova'nın güvenlik ve istikrarına katkıda bulunuyor. 1999 yılından beri Türk Tabur Görev Kuvvet Komutanlığı bünyesinde 536 Türk askeri ve EULEX misyonu çerçevesinde 62 Türk polisi Kosova'da görev görev yapıyor. Ancak 1999 yılından bugüne Kosova'daki köprülerin altından çok sular aktı. Birleşmiş Milletler himayesindeki Kosova'da bağımsızlık tutkusu her geçen gün gittikçe kuvvetlendi. Kosova'nın tekrar Sırbistan'ın egemenliğine terk edilemeyeceği kanaati yaygınlaştı. Sırbistan uluslararası sahada gittikçe daha yalnız kaldı.

ABD ve AB'nin, Kosova'nın BM denetimi altında bir bağımsız devlet haline gelmesini arzu etmesi üzerine, BM Özel Temsilcisi ve eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Marti Ahtisaari'nin başkanlığında kurulan bir heyet, Kosova'nın uluslararası denetim altında bağımsız bir devlet olmasını öngören Ahtisaari Planı'nı hazırladı. Sırpların, Ahtisaari ve diğer BM temsilcilerinin girişimlerine olumsuz yanıt vermesi üzerine, ABD ve bazı AB devletleri, Kosova'nın resen bağımsızlık ilan etmesine yeşil ışık yaktıklar. Türkiye, ne yazık ki, bu süreçte de yine aktif bir rol üslenemedi.

Fatmir Sejdiu'nun ziyareti

Kosova'nın 17 Şubat 2008 tarihinde bağımsızlık ilanını ile sonuçlanan süreçte Türkiye, ABD ile AB ülkelerinin bir kısmı ile birlikte bu bağımsızlığı tanıyan ilk ülkeler arasında yer alarak aradaki mesafeyi kapatma adına önemli bir adım attı. Ardından Kosova Cumhuriyeti, ilk dış temsilciliğini Ankara'da açtı. Ancak bu bile Kosova Cumhurbaşkanı'nın Türkiye ziyaretini erkene almaya yetmedi. Kosova ile Türkiye arasında Cumhurbaşkanlığı düzeyinde ilk resmi ziyaret, Abdullah Gül'ün davetiyle, 2-3 Şubat 2010 tarihleri arasında gerçekleşti. Bir başka ifadeyle Kosova'yı ilk tanıyan devletlerden biri olan ve ilk dış temsilciliğin açıldığı Türkiye ile Cumhurbaşkanları seviyesinde resmi ziyaret ancak iki yıl sonra gerçekleşebildi. Bu ziyaretin sevindirici neticesi, aramızdaki tarihi, kültürel ve ailevi bağların en somut ifadesi olarak, iki yıllık gecikmenin iki günde telafi edilmesi adına mühim bir adım atılmış olmasıdır.

Özetle söylemek gerekirse, Kosova'nın bağımsızlığı için mücadele eden Kosova Kurtuluş Ordusu-UÇK'yı 'terörist grup' olarak tanımlayan devlet yöneticilerinin yerine "Kosova'nın tamamını Türkiye, kendisine kardeş olarak görmektedir"  diyen yöneticilerin gelmesi bize şu mühim noktayı işaret etmektedir: Türkiye ile Kosova arasındaki ilişkilerin geleceği, tıpkı tarih boyunca olduğu gibi, Türkiye'nin ufkuna, tutum ve yaklaşımlarına bağlıdır. Türkiye'nin son dönemlerde Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı eliyle Kosova'daki gerçekleştirdiği hamleler de oldukça önemlidir. Ancak iki ülke arasında özellikle ekonomi, eğitim ve kültür gibi alanlarda kalıcı işbirlikleri yapılması gerekir. Türkiye'deki üniversitelerde eğitim gören Kosovalı öğrencilere ilaveten, Kosova üniversitelerine Türk öğrenci ve akademik personel gönderilmesi oldukça önemlidir. Türkiye'nin önemle üzerinde durması gereken konulardan biri de, savaş sonrasında iyice daralan misyonerlik kıskacındaki Arnavut Müslüman halka yönelik kültürel ve dinî desteğin sunulmasıdır. Türkiye, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreterliği'ni yürüten Ekmeleddin İhsanoğlu eliyle önemli bir fırsata sahiptir. Birçok Arap ülkesinin henüz Kosova'yı tanımamış olduğu düşünülürse, bu yönde atılacak her adım Türkiye-Kosova ilişkilerini oldukça güçlendirecektir. Ayrıca, savaş yıllarında Sırpların tahrip ettiği, Prizren başta olmak üzere ülkedeki birçok Osmanlı Camii ve tarihi eserin onarımı da iki ülke arasındaki kültürel yakınlaşma adına önemli vesile olabilir.

Kaynakça

Kosova: Balkanları Anlamak İçin, Noel Malcolm, Sabah Kitapları, İstanbul, 1998

Balkanlar, Hugh Poulton, Sarmal Yayınevi, İstanbul, Nisan 1993

Kosova Sorunu, Hüseyin emiroğlu, Orient Yayınları, Ankara, Kasım 2006

Alıntı #